ABDİ KÖYÜ//KOZAKLI
ANA SAYFA
ÇEVREMİZİ TEMİZ TUTALIM:
ABDİ KÖYÜ TARİHÇESİ
HERİKLİ TÜRKMENLERİ
Abdi Köyü Resimleri(1)
ABDİ KÖYÜ RESİMLERİ(2-3)
ABDİ KÖYÜ RESİMLER(4)
2010-2011 VE 2012 YILI FOTOĞRAF ALBÜMLERİ
KÖYDE İLKBAHAR 2011
2013 FOTO ALBÜMÜ(1-2-3-4-5)
2014 YILI FOTO ALBÜMÜ
2016 YILI FOTOĞRAF ALBÜMÜ:
MAHİR BAYTOK ÖĞRETMENİN ALBÜMÜ
KÖYÜMÜZDEN HABERLER=>
VİDEOLAR (2016) YILI
ZİYARETÇİ DEFTERİ
FOTOĞRAFLAR ALBÜMÜ
SÖZ,NİŞAN VE DÜĞÜN ALBÜMLERİ
VEFAT EDENLER ALBÜMÜ=>
GALERİ
AĞITLAR(1)
AĞITLAR (2)
Sayaç
HALK OZANLARIMIZ
MEZARLARIMIZ(1)
MEZARLARIMIZ(2)
admin mesaji
UNUTTUKLARIMIZ
İZLE
ESKİ KÖY VE İNLER=>
YÖRE ADLARI=>
FAYDALI BİLGİLER
=> milli bayramlar
=> SİZİN YAZILARINIZ
=> ABDİ KÖYÜ TELEFON REHBERİ:
=> SUCUK İMALATI
=> PASTIRMA TARİFİ
=> TARİF KÖŞESİ=>
=> KİM NEREDE FİHRİSTİ
KÖY ODALARI
YENİ HABERLER=>
OYUNLARIMIZ
Kültür mirası
YAZALIM
TABİAT SLAYTLAR
ASLAN TERAZİ'NİN ANISINA
MAHMUT ARSLAN'IN ANISINA
YAŞAR ŞAFAK'IN ANISINA
KÜTÜPHANE
DENEME ÇALIŞMALARI



SİZİN YAZILARINIZ




 (Sevgili Amcam Mehmet ARSLAN'a....)

 KİME ANLATSAM ?...  

Umutlarımız vardı
Sonra kaygılarımız.
Geleceğimiz,
Gelecekle ilgili kaygılarımız.
Bir gül gibiydi yaşam,
Tadına doymadan
Geçip giden...
Ağlasam,
Ağlasam,
Kim bilebilir içimdeki fırtınayı...
Kim bilir,
İçimdeki
     Ağrıyı, 
       Üzüntüyü,
           Sancıyı ?...
Kime ne anlatsam
Kimle paylaşsam.
İyi duygular içimde
Bir duvar dibine mi çöksem,
Issız bir deniz kıyısına mı gitsem,
Deli dalgalara doğru
Bağırsam...
Bağırsam... 
            (Bu dünya küçüktü mü
             Bizmi büyüdük, 
             Büyüdü mü dünya 
             Bizmi küçüldük ?..)

Ömür geçmek
Gün bitmek  (mi?..) üzere
Midem burkuluyor,
Kime anlatsam
...


               
Emin ARSLAN


BİR ZAMANLAR BİZİMDE BAĞLARIMIZ VARDI

 

         Yıllar öncesiydi…

Bugün için bu bizlere sanki bir özlemdir. O yıllar benim köylüm eşiyle, kızıyla, oğluyla velhasıl tüm köylüsüyle birlikte çok çalışkandı! Her mevsimin kendine has bir özelliği olduğu gibi, yapılacak işlerin de bir mevsimi vardı. Tıpkı ağustos ayı içerisinde üzüm serme gibi… Günler öncesi at arabaları hazırlanır, bağ bıçağı bilekçilerde bilettirilir. Örme sepetler hazırlanır. Yetersiz olan örme sepetlerin görevlerini görecek dik tenekelerin ağızları bükülür ve tenekeler güzelce yıkanır, ertesi güne hazır edilirdi.

          Annem sabah ezanı ile birlikte herkesten önce kalkar ineklerimizi sağardı. Süt bol olduğu halde, ne hikmetse süt içmeyiz; çoluk çocuk çay içerdik. Ağabeyim Ahmet katırı at arabasına koşar, gitmek için hazır hale getirirdi. Her şey hazır olduktan sonra at arabası ile birlikte yola koyulurduk. Tepenin altından çukur tarlanın oradaki köprüden geçerek kızıl gedik yokuşunu çıkarak, bağların bulunduğu yere varırdık. Şimdi harap olan, o zamanlar alabildiğine üzüm çubuğu ve kaysı ağacı bol olan altı ayrı yerde bağımız vardı. Bizim Abdi köyünde siyah üzüm ağırlıklıydı ve siyah üzümü kuruturduk.

          Babam, annem ve Ahmet ağabeyim güçlüydü, çok güzel çalışırlardı Yaşar ağabeyim ile ben ise idare ederdik işte. Hangi bağdan başlayacağımızı babam bilirdi. Önce yamaç olan Ali Emminin bağı denen yerden başlardık. Sırası ile her çubuğun başına varılırdı. Siyah ve olgunlaşmış üzümleri keser, önceden hazır ettiğimiz sepet ve tenekelere yerleştirir, zor olmakla birlikte yukarıya at arabasının yanına çıkarırdık. Arabaya yükler, sergi dediğimiz yere götürürdük. Sergi güneye bakacak şekilde hafif meyilli yapılırdı ki üzümler daha güzel güneş alsın ve çabuk kurusun diye.

          Öğle namazına kalmaz bu ilk bağın üzüm serme işlemi biterdi. Sonra sırası ile Zoduğun bağı, dedemin bağ, güllü koyak, avçık ve en sonunda da sehimler dediğimiz bağın üzümlerini keser ve sererdik. Avçık’taki bağımızın üzümleri ekseriyetle beyaz üzüm olup pekmez yapma da kullanılırdı. Bu işlem yaklaşık üç veya dört gün sürerdi. Tüm köylülerimiz de bizim yaptığımız gibi yapardı. Bu kuruma işlemi ne kadar zamanda oluyorsa hatırlamıyorum. Bazı günler yağmur yağmaya başlardı. Hemen tüm köylü vatandaşlarımız kurumakta olan üzümlerin üzerini dokudukları boz ve desenli kilimler ile savan denilen bir örtü ile örterlerdi. Yağmur kesilince bu örtüler tekrar kaldırılırdı. O seneler naylon pek bilinmezdi. Bağların bulunduğu yerlerde çeşit çeşit otlar ve bitkiler vardı. Bu ot ve bitkiler burcu burcu kokardı. Kekik ve adaçayı başta olmak üzere hiç kimse bunlardan faydalanmazdı. Ben ara sıra çalışmaya ara verir çalık ve tapan kazmaya giderdim. O mevsim çalıklar biraz sertleşmiş fakat tapan çok sulu ve yumuşak olurdu. Çalık ve tapan sütlü olurdu. Çalığın tadı daha güzel, tapanın tadı ise kekremsi olurdu. Birde bağların kellisinde(çitlerinde) çok güzel laleler olurdu. Ben bu laleleri toplardım. Tabiat o zamanlar sanki bir renk cümbüşü gibi güzeldi. Çeşit çeşit renkler ve değişik kokular alabildiğine insanları büyülerdi. Kimselerde bunu farkında değildi gibime gelirdi, o çiçeklerin arasında ben sanki kendimi kaybetmiş olurdum. Havanın ne kadar sıcak olduğunun farkında değildim. Ta ki bana su getirmem söylenince havanın çok sıcak olduğunu anlardım. Her bağın içerisinde en az beş veya altı kaysı ağacı bulunurdu. Üzüm serme süresince genellikle akraba olanlar bir araya gelerek öğle yemeğini bu kaysı ağacının altında yerlerdi. Bu öğle yemeğinde benim en çok sevdiğim yemeklerde biri olan mercimekli bulgur pilavı olurdu. Bu pilav tüm köylünün yaptığı bir yemekti. O zamanlar tereyağı dışında pek yağ kullanılmazdı. Şimdi şehirlerde o tereyağı kokusunu arar olduk. Aslında bu pilavın üstüne tereyağı içerisinde kavrulmuş kaymakla birlikte tereyağı dökülürdü çok ama çok lezzetli olurdu. Tabi ki yanında kuru soğan ve koyun yoğurdundan yapılmış ayran(çalka maç) hiç eksik olmazdı.

         Zamanı gelince kurumuş üzümler toplanır, sapından ayrılma işlemi yapılır, boz ve renkli çuvallara doldurulur, yaz ve kış boyu çoluk çocuk yerlerdi. Ayrıca kavurganın içine bol çetene ve kuru üzüm katılır, kuzu gütmeye, oyun oynamaya ve okula giderken ceplerimize kor iştahla yerdik. Annelerimiz bununla yetinmez, kuru üzüm hoşafı ve yağlaması yapar onları da diğer yemeklerimizin yanında yerdik. O zamanlarda kuru üzümden aldığımız lezzeti ve tadı bugün çarşıdan aldığımız hiçbir kuru üzümde bulamaz olduk. Sade gurbet gezen bizler değil köylü yurttaşlarımız da bu lezzeti ve tadı bulamadığını söylerler.

          Artık benim köyüm olan Abdi Köyünde hiçbir üzüm bağı yoktur. Üzüm bağı olmayınca üzüm sergisi ile uğraşan da kalmamıştır. Siyah üzüm ve siyah üzümün çekirdeği çok dertlere derman olduğu halde, geçmiş dönemde dönümlerce olan üzüm bağlarından neden vazgeçilmiştir. Bu soruların cevabını herkes kendi açısından farklı farklı değerlendirecektir. Artık İç Anadolu da köyler üretim yapmamaktadır. Diyorum ki haydi artık o köyde yaşayanlar elinizi taşın altına sürün, planlı tarıma geçin, herkesin bir bağı ve meyve bahçesi olsun. Hem meşgul olursunuz hem de kendi yetiştirdiğiniz organik ürünleri gönül rahatlığı ile yer ve bizler de ikram edersiniz. Şimdiden sizlere afiyet olsun ve kolay gelsin.

Yazan: Ali TERAZİ

 

         





DÜNYA İNSANOĞLUNA AİT DEĞİL;

Öyle bir yaşama hırgürüne kaptırmışız ki kendimizi, elimizden kayıp giden günlerin farkına varamıyoruz. Tespih tanesi gibi arka arkaya diziliyor günler.

Birbirinin tıpatıp aynısı. Sabah kahvaltı, sonra iş, derken biraz kavga, biraz sevinç, biraz telaş, bolca fesatlık, bir başkasının kuyusunu kazma oyunları ve akşam.

Televizyon karşısında geçirilen uykulu saatlerde kimin kiminle fingirdeştirdiğini izlemek ve sonra cuppa yatak! Ne için? 

Ertesi gün yine aynı şeyleri tekrarlamak için.

Bu arada iç organlarınız yıpranıyor, gövdeniz pörsüyor, bakışlarınız bile eskiyor ve her gün biraz daha finale yaklaşıyorsunuz. 

Ama size verilmiş olan bu yaşamın ne demek olduğunun farkına varmadan, güneşe, çiçeğe, ota, böceğe, denize aldırmadan hoyratça savuruyorsunuz bu değerli yılları...

İnsanoğlu kendini tanıyabilse, evren içindeki boyutunu ve sınırlı süresini kavrayabilse birçok sorun çözülecek ama hırs buna imkân vermiyor işte. 

"Benim iktidarım, benim param, benim başarım, ben, ben, ben..." 

Dünyada beş bin yıl önce de böyle düşünenler yaşıyordu, on bin yıl önce de.

Mezarlıklar önemli kişilerle dolu! Evren ölçeğinde bir kelebek ömrü kadar bile olmayan insan yaşamını, böyle gerginliklerle ziyan etmeye değer mi?

Bir parça alçakgönüllülük, gündelik hırslardan birazcık arınma dünyayı cennete çevirmeye yeter: Hem size, hem başkalarına.

Nefes alıp vermek, doğayı seyretmek, dalgaların sesini duyabilmek, bir çiçeği koklayabilmek başlıbaşına bir mutluluktur aslında.

Ama ne yazık ki biz bunları unuttuk. Mutluluğumuzu başkalarının felaketi ya da yenilmesi üzerine kurma çarpıklığını yaşıyoruz.

Ve ne kadar yükselirsek o kadar artıyor mutsuzluğumuz.

Unutmayalım: Biz gideceğiz, dünya kalacak!..

 ------------------------------------------

KAPATTIK KAPILARIMIZI DOSTLARIMIZA

Kapattık kapılarımızı dostlarımıza
Mesafeler koyduk araya
Bir merhaba demek için,girmeleri gerekti sıraya

Bize çok ihtiyaçları olduğu an,
Meşguldük,Not bıraksınlardı,sonra arardık,
                                                       başka zaman

Sınavdan en iyi notu aldıklarında,
Gözlerindeki pırıltıyı göremedik,
Bir küçücük armağan veremedik.
Canları yandığında, bize koşamadılar nefes nefese,
Ne kadar hasrettiler bir dost sese !

Görüşürüz, ya salı, ya çarşamba günü,
Diye diye kaçırdık nişanı,düğünü
Paylaşamadık o en coşkulu anlarını,
Seveceğimiz yanlarını.

Hayat denen suyun akışında,
Birlikte çağlayamadık,
Ölümlerini bile geç duyduk da,
Vaktinde ağlayamadık.

Bu hikaye hem acı,hem uzun,
Selam vermeden geçiyoruz
Artık yanından komşumuzun.

Bahanelerle etrafımızı sardık
Oysa biz,birbirimiz için vardık,
Adına huzur dedik,iş dedik
Can cana olmaktan vazgeçtik,
...yalnızlığı seçtik.

Herkes bir yalana kandı,
Ne olursa olsun sebep,
Aslında Kapılar hep,kendi üstümüze kapandı !

Bu şiirin yazarını bilmiyorum.Çok güzel olduğu için buraya aldım.Günümüz insanını çok güzel anlatmış....)
                           Emin Arslan

 






ABDİ KÖYÜ VİDEOLARI(2016)
Bugüne Kadar 169468 ziyaretçi (426203 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=