ABDİ KÖYÜ//KOZAKLI
ANA SAYFA
ÇEVREMİZİ TEMİZ TUTALIM:
ABDİ KÖYÜ TARİHÇESİ
HERİKLİ TÜRKMENLERİ
Abdi Köyü Resimleri(1)
ABDİ KÖYÜ RESİMLERİ(2-3)
ABDİ KÖYÜ RESİMLER(4)
2010-2011 VE 2012 YILI FOTOĞRAF ALBÜMLERİ
KÖYDE İLKBAHAR 2011
2013 FOTO ALBÜMÜ(1-2-3-4-5)
2014 YILI FOTO ALBÜMÜ
2016 YILI FOTOĞRAF ALBÜMÜ:
MAHİR BAYTOK ÖĞRETMENİN ALBÜMÜ
KÖYÜMÜZDEN HABERLER=>
VİDEOLAR (2016) YILI
ZİYARETÇİ DEFTERİ
FOTOĞRAFLAR ALBÜMÜ
SÖZ,NİŞAN VE DÜĞÜN ALBÜMLERİ
VEFAT EDENLER ALBÜMÜ=>
GALERİ
AĞITLAR(1)
AĞITLAR (2)
Sayaç
HALK OZANLARIMIZ
MEZARLARIMIZ(1)
MEZARLARIMIZ(2)
admin mesaji
UNUTTUKLARIMIZ
İZLE
ESKİ KÖY VE İNLER=>
YÖRE ADLARI=>
FAYDALI BİLGİLER
KÖY ODALARI
YENİ HABERLER=>
OYUNLARIMIZ
Kültür mirası
YAZALIM
TABİAT SLAYTLAR
ASLAN TERAZİ'NİN ANISINA
MAHMUT ARSLAN'IN ANISINA
YAŞAR ŞAFAK'IN ANISINA
KÜTÜPHANE
DENEME ÇALIŞMALARI



HALK OZANLARIMIZ
ABDİ KÖYÜNDEN ŞİİRLER

          Bu sitenin temel amaçlarından bir tanesi kültürümüze sahip çıkmaktır.Köyümüz göç verdiğinden nüfusun çok daha fazlası gurbette yaşamaktadır.
          Halk ozanlarımaza ve onların yazdığı ağıt,şiir,bozlak ve doğaçlamalara sahip çıkmalıyız,çünkü onlar bizim kültürümüzü yaşatan değerlerimizdir.
          Sahip çıkmalıyız ve onların değerini iyi bilmeliyiz,aynı köyde doğmuş ancak uzun yıllar birbirini görmemiş hatta hiç tanışmayan bizlerin,çocuklarımızın ve torunlarımızın tanışmalarını,görüşmelerini ve kültürlerini tanımalarını sağlamaktadır.
          Bunu sağlarsak bu siteye emek veren tüm dostlarla birlikte kendimizi ömür boyu mutlu ve mesut sayacağız.Yönetici


Vilayetim Nevşehir kazam Kozaklı
Köyümü sorarsan Abdi’dir Abdi                            
Memleket çok güzel toprağı tatlı                          
Kokar burcu burcu burnuma köyüm 
                                                                                           
Yeri yüksek bir yaylayı andırır                               
İç soğuk suyundan insan kandırır                        
Mehmet Keskin değirmenin döndürür                 
Kokar burcu burcu burnuma köyüm
                                     
               
Sağlık ocağımız var ebesi yok ki                            
Fazla zengin değil,hangisi tokki                            
Kendisi köylüdür çiftcisi yokki                            
Kokar burcu burcu burnuma köyüm

                    
Ne bağı var ne bahçesi ne üzümü                          
Sakın yanlış anlamayın sözümü                           
Böyle bulamazsın dostum çözümü                        
Kokar burcu burcu burnuma köyüm



Mimar degilim bir plan çizem                                
Mezar yaklaşıyor gidip bir gezem                           
Kocaba,Adanalı,Ömer Baran’ı yazam                 
Kokar burcu burcu burnuma köyüm 
 
 
Çobanoğlu,karamehmet sırada                              
Çopurunan ağ’mı kaldı arada
Bektaşlı kızını Hakverdi’yi götürdü
Kokar burcu burcu burnuma köyüm 

İfakatım vardı ana sözlüydü     

Sırlarımız aramızda gizliydi

Ahizar vardı biraz nazlıydı

Kokar burcu burçu burnuma köyüm 
   
                


Hepisini koyamıyorum sıraya
Bayram Ay’ım melhem olurdu yaraya
Koca Mıstık  birde  Emin Kara’ya                         

Kokar burcu burcu burnuma köyüm                      



Battal’ım var idi iri sesliydi                                   
Memiş Çavuş vardı iyi süslüydü                            
Rıza Ülger vardı biraz yaslıydı                              
Kokar burcu burcu burnuma köyüm


Osman Terazi’si,Ali Bahar’ı
Beyazıt kocası,Hacı Aslan’ı       
Mevlüt’ün Şükrü’sü,Garip Paşası    
Kokar burcu burcu burnuma köyüm

Ahmet Şen’le Çocukların mezarını okudum
Mustafa Şevik, Yahya ile Durmuş Şahin                 
Ahmet ve İbrahim Bahar Cenazenizde yok idim
Onlar için mezarlarında bir fatiha okudum






  
Unutamam Karaman’ı Kıllı’yı                                
Mustafa Kaya ile Koca Balcı’yı
Bölük Osman,Yunus ile Hacı’yı
Kokar burcu burcu burnuma köyüm 

 


Topal Memiş, Musa Çelik, Müdürün Musa’yı
Hacı Mehmet, Halis, Muzaffer, Ömer Şahin’i
Osman Ka, Hacı Hanifi, Asım ile Ahmet Şahin’i
Kokar burcu burcu burnuma köyüm

 

 

Çolak Cemal’ım vardı saygı değerdi
Ne desen peki der boyun eğerdi
Mehmet Özkan,Mutlay’ı anaları severdi
Kokar burcu burcu burnuma köyüm


Şevki’m vardı akraba düşerdi
Kim yanına varsa öne düşerdi
Öksüz Hacı vardı oda genç gitti
Kokar burcu burcu burnuma köyüm




Salih Yıldırım’ın Ali’si vardı
Yiğit karekterliydi sofrası vardı
Birde Ahraz, Hasanın Yusuf ile Hoca vardı
Kokar burcu burcu burnuma köyüm

Ekizim vardı sanki hekimdi
Yarım ömrün Karadam da bitirdi
Hacı Hüseyin,Kör Irıza nerede                             
Kokar burcu burcu burnuma köyüm

Hepisini koyamıyorum sıraya
Bayram Ay’ım melhem olurdu yaraya
Koca Mıstık  birde  Emin Kara’ya            
            
Kokar burcu burcu burnuma köyüm  
     
               
 

                                                                                                             
 Elması,Haceri,Senem karısı 
Çoğu gitti şu ömrümün yarısı 
Çopur kız ile Filik, Döndü karısı 
Kokar burcu burcu burnuma köyüm
 
 
 


                                                                                         
Başım alıp diyar diyar gezeyim
Unutmuşum Terzi Ömer’i de yazayım
Kel Fati ile Dandığımı yazayım
Kokar burcu burcu burnuma köyüm
 
Böylemiydi yaratanın töresi
Çok genç gitti nazende’nin Âlisiyle Sunası
Kâtibin Oğlunun Atalay’ı taze Lalesi
Kokar burcu burcu burnuma köyüm 
 
Mehmet Orhan hiç durmadan uyurdu
Göçmen Ali sela ile ölümünü duyurdu
Mükremin ile Ömer Solmaz’ı da ayırdı
Kokar burcu burcu burnuma köyüm
 
                                                     
Kadir Özler ile Mahmut böle düşerdi
Bilalım başın alır yola düşerdi
Mehmet Doğan her şeyini başardı
Kokar burcu burcu burnuma köyüm

İhsan’ım var idi iyi ustaydı
İbrahim Şahin’de biraz hastaydı
Hüseyin Durak vardı oda ustaydı
Kokar burcu burcu burnuma köyüm 

            
Ahmet Terazi’m oda genç öldü
Göçmen Zühtü vardı hani ne oldu
İşaretle konuşurdu Mahmudum öldü
Kokar burcu burcu burnuma köyüm

          
Hasan Toygan vardı çileli öldü
Hasan’ın Yusuf Onkoloji de az yattı
Öksüz Orhan’ım kendi kendinden oldu
Kokar burcu burcu burnuma köyüm
     
Kusura bakmayın hangisini yazayım 
Mısralarım sıra sıra dizeyim
Hele gidip mezarlığı gezeyim
Annemin mezarını bilmiyom dostlar
      
Sayamıyorum sırasınca hepisin
Kim götürdü şu dünyanın tapusun
Mevlam kapatmasın hiç kimsenin kapısın
Kokar burcu burcu burnuma köyüm
 
 
 ABDİ KÖYÜNDEN
YAŞAR ŞAFAK -
 
 2006-12-09                                   
 ANKARA


 

BİLİRMİSİN ?...

 

Şiir yazdım okur musun?

Anlamını bilir isen

Haydi, kırlara çıkalım

Yalın ayak yürür isen

 

Çile nedir sen bilemen

Sen tarlada doğmadın ki

Azar nedir bilemezsin

Çünkü yetim kalmadın ki

 

Sen dışarı çıkamazsın

Gurbet nedir görmedin ki

Ben sana insan diyemem

Yetim gönlü almadın ki

 

Yazdığım gitmesin güce

İyi oku hece, hece

Gün batanda gelir gece

Kuru yerde yatmadın ki

 

Bilmem eviniz kaç derece

Sıcak oldu aç bir pencere

Hele üşü tek bir gece

Çünkü tezek yakmadın ki

 

Çok çalışır hiç yorulmaz

İşte ona köylü derler

Allah dan korkmayan beyler

Onun hakkı yenilmez ki

 

Şimdi hayat oldu hızlı

O Köylüdür kaba sözlü

Çalışır gelinli kızlı

Niçin hakkı verilmez ki

 

Burada bağlayım sözümü

Yedin özümü, özümü

Toprak doyursun gözünü

Yılan kadar olmadın ki

 

             Yaşar ŞAFAK

                2.Mart.2002

AYRILIK

 

Seyrek ağaçtan orman mı olur

Birazcık sözümü dinleyin ne olur

Bayramdan bayrama yanına gelir

Evlat kardeş dediğin bu işte

 

Yanlızlık Allaha mahsus yabana atma

Faydan olmasa da başından atma

Peşin alıp ta veresi satma

Evlat kardeş dediğin bu işte

 

Hasretlik çok acı dayanılmıyor

Kalleş olmuş insan güvenilmiyor

Yaprağı çok ama meyve vermiyor

Evlat kardeş dediğin bu işte

 

Gönlüm ister bir arada olsaydık

Birbirimizin kıymetini bilseydik

Çiçeğini aramızda derseydik

Evlat kardeş dediğin bu işte

 

Elkızı girince bir şey gelmiyor elden

Gönül vazgeçer mi dikenden gülden

Herkes gidiyor ayrı bir yoldan

Kardeş bacı dediğin bu işte

 

Acı günde vah demeler boşuna

Günler gelip geçiyor gitmez hoşuma

Yine kaldın Yaşarım yalnız başına

Kardeş bacı evlat bu işte

 

 

                        Yaşar ŞAFAK

                         15.Ekim.2008

                 ANNE

 

Annem sen sağken küçüktüm az bilirim

Gel diyorsan ben yanına gelirim

Ne olur ölme anne öksüz kalırım

Sen öleli daha gülmedim bil anne

 

Çok çektim zahmeti ettiler cefa

Yoksun anne kimden beklerim vefa

Herkes sürüyor dünyada sefa

Çocukların yetim kaldı duy anne

 

Sen borcunu ödedin acısı bize

Ben böyle yazıyorum gitmesin güce

Ne kapı koydular nede pencere

Hanemizi viran ettiler anne

 

Yıllar yılı ben yolunu beklerim

Eski derde yenisini eklerim

Tahammül mü kaldı senin oğlunda

Hasretim çok büyük artık gel  anne

 

Biraz daha ya zam derdim bitmedi

Yaşım atmış oldu öksüzlüğüm bitmedi

Ocağımızda iyi duman tütmedi

Rüzgâr mı esmedi ateş mi söndü ne anne

 

Çok çektin çileyi ciğerim yandı

İki kızın bir oğlun var idi

Daha çocuktum gözüm kör idi

Kıymetini bilemedim duy anne

 

Hatırlıyorum sende hasta yatardın

Biliyorum çok acılar çekerdin

Burnuma reyhan gibi kokardın

Hasretliğini çekiyorum duy anne

 

Nasılsın anne hatır sorarım

Herkese küskünüm yoktur moralim

Su vermediler,  çiçeğim soldu

Elveda demek geldi, duy anne

 

Sağlığında öpemedim elini

Aç baharda koklayayım gülünü

Yıllar geçse bekliyorum yolunu

Bayramlarda bari artık gel anne

 

Alnımıza yazılmış bu kara yazı

Ruhuna Fatiha ile bitirim sözü

Çok erken batmış seher yıldızı

Hava çok karanlık göremiyorum anne

 

 

Ne olur anne küsme sen bana

Gelip hatırını soramıyorum

Gönlüm arzuluyor her an gelmeyi

Demediler mezarını bile miyom duy anne

 

                                                                                 

                                               YAŞAR ŞAFAK

                                                 25. Şubat. 2002

 

‘’’’’’’’AH SOKAKLAR ‘’’’’’ 

Yürüyorum, bir sonbahar sabahı!

Sungurlu sokaklarında,
Tunç renkli yapraklara!

Baka, baka,

Acıları, hüzünleri tadıyorum!

İşte bu ıssız sokaklarda,

Yeter artık diyor!

İsyan ediyorum kâinata,

Acıyorum kimsesiz insanlara!

Bir sonbahar sabahı,

Sungurlu sokaklarında.

 

                                           ALİ TERAZİ

                                           SUNGURLU

 

 

 

 

’’’’’’’’’OLAYDIM! ‘’’’’’’

Bal arısına, çiçek olaydım,

Uçan kuşlara, kanat olaydım,

Öğrenciye, güler yüz olaydım.

Olaydım dostlar, ben olaydım.

 

Ördeği bol olan, bir göl olaydım,

Üzerinde meyvesi olan, dal olaydım,

Beni dosta ulaştıracak, yol olaydım,

Olaydım dostlar, ben olaydım.

 

Cahillere, ilim ve irfan olaydım,

Şu güzele, ben yar olaydım,

Yetmedi ozana, kalem olaydım,

Olaydım dostlar, ben olaydım.

 

Yolsuzlara, yol olaydım,

Işıksızlara, ışık olaydım,

Susuzlara, su olaydım,

Olaydım dostlar, ben olaydım.

 

Hastaya, doktor olaydım,

Çobana, aba olaydım,

Ormana, fidan olaydım,

Olaydım dostlar, ben olaydım.
 

Berbere, ustura olaydım,

Fakire fukaraya, aş olaydım,

Çingene, deri ve kalbur olaydım,

Olaydım dostlar, ben olaydım.

 

Vicdansızlara, vicdan olaydım,

Çınara, kök olaydım,

Akılsızlara, akıl olaydım,

Olaydım dostlar, ben olaydım.

 

Hakkı yenenlere, hakım olaydım,

Cahil muskacıya, akıl olaydım,

Terazi’m tüm cahilliği kovaydım,

Olaydım dostlar, ben olaydım.

 

 

                                               ALİ TERAZİ

                                               SUNGURLU

                                                 04.11.2007

 

 

                                        14 EYLÜL 2006

 

                         Alıntı:Bozlakcı Formu...
BOZLAK;

Birçok bölgede görülmekle birlikte, özellikle İç Anadolu ve Güney Anadolu'da, Toroslar'da yaygın olan Avşar ve Türkmen oymaklarına ait bir uzun hava türüdür.

Bozlak kelimesinin kökeni hakkında çeşitli görüşler vardır. Öztürkçe bir kelime olan "Bozlak"ın çeşitli anlamlan, çeşitli eserlerde şu şekilde belirtilmiştir.

Divan-ı Lügat-it Türk'de "bozlak", "bozlamak" ses vermek bağırmak anlamına gelmektedir. Dede Korkut'ta ise bozlatmak, böğürmek manasında kullanılmakta, Kırgızcada ise "botasın olgan tüyiidey bozlayı bozlayı kaldım men", "yavrusu kaybolmuş, çalınmış bir deve gibi bozlaya bozlaya, feryat içinde kaldım ben" denmektedir.

Özet olarak, feryad etmek, haykırmak, ayrıca deve bağırması anlamına bozulamaktan, bozlamaktan gelen bir kelimedir.

Bozlak, ayrıca bağlamada yapılan bir düzene (akord) de verilen addır. Burada alt ve Orta teller "LA", üst tel "SOL" sesine çekilir. Bu düzene "Abdal" düzeni de denmektedir.

Bozlak ayrıca Kürdi makamındaki türleri belirten bir ayak adı olarak da "Bozlak Ayağı" şeklinde kullanılmaktadır.

Zaten bozlaklarda türü belirleyen en önemli öge Kürdi dizisi içinde seslendirilmeleridir. Bazı bozlaklarda Kürdü dizisinin yanı sıra "Acemkürdi" ve "Muhayyerkürdi" makamları, bazen de bu makamların Sol veya Fa diyez üzerine aktarılmış şekilleri kullanılır. Az da olsa, Toros Türkmenlerinde bu tip bozlaklar görülmektedir.

Dağ ve Oymak havalarının karakterestik bir türü olan bozlak, çoğunlukla bir erkek tarafından söylenir, ancak Teke yöresinde Yörüklerin hep birlikte söylediklerine de rastlanmıştır.

Bozlakların konularını, yöresel ve çeşitli toplumsal olaylarla ilgili konular oluşturur. En önemli özelliklerimizden olan yiğitlik ve kahramanlık bu konuların başında gelmektedir.

Dizileri çoğunlukla 11 ve 14 heceli olan bozlakların sözleri anonim olabileceği gibi saz şairlerine ait de olabilir. Bozlakların birkaç türü vardır. Vurguladıkları konulara göre yiğitleme, güzelleme, yanık, ağıtlama ve kerem bozlağı gibi adlar alırlar.

Yiğitleme bozlağı; sözleri saz şairlerimizden Dadaloğlu'na ait olan aşağıdaki bozlak örnek olarak verilebilir.

Kalktı göç eyledi Avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eder ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

Bozlakların ses genişliği 8'li, 10'lu hatta 12'li olabilir. Dizi kullanılırken tiz seslerden başlanır, karar sesinin sekizlisi ve yedilisinde belirgin biçimde görüldükten sonra karar perdesine inilerek uzun hava bitirilir. Bozlaklar çalgı eşliği olmaksızın söylendiği gibi cura ve bağlama eşliğinde de söylenirler.

Kırşehir' li mahalli sanatçılar bozlak çalarken genellikle bağlamanın RE perdesini karar sesi olarak kullanırlar. Yani bozlağı RE üzeri çalarlar. Bozlakların çalınışı ve söylenişinde sert bir ifade vardır.

Bozlaklar Avşar ve Türkmen ağzı ile seslendirilirler. Bozlakların usta seslendiricilerine, Kırşehir'li Hacı Taşan, Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş, Çekiç Ali gibi yöresel sanatçıları örnek verebiliriz.

 ''''Bana Seni Sorsalar Anlatamam''' 
 
 
           
     Bana seni sorsalar,
                  Anlatamam!
                  Utanırım korkarım,
                  kelimeler yetmez diye.
                  Öyle derin öyle mavisin ki,
                  kaybolur giderim gözlerinde.
                  sudan çıkmış balık gibi olur,
                  çırpınır durur zavallı bedenim.
                  senden uzaklarda,
                  tek bir nefeste bile..
                  Bana seni sorsalar anlatamam!
                  Öyle sır öyle siyahsın ki,
                  yıldızlar bile düşer geceden,
                  uzatırım elimi, tutamam.
                  Çıglık olur ağıt olur,
                  adın dilimde.
                  dilim lal olur,
                  Düğüm düğüm olur kelimelerde .
                  bana seni sorsalar
                  anlatamam..!

                        
Bayram KESKİN
                            NİĞDE-2001

           YİNE BANA GELİRMİYDİN?

 

      Yüce dağ başında kar olaydım

      Hiç sonu gelmeyen bir yol olaydım

      Meyvesiz bir ağaç olaydım

     O zaman yine bana gelir miydin?

 

     Leylası olmayan mecnun olaydım

     Toprağı olmayan bir fidan olaydım

     Gökyüzünde kara bir bulut olaydım

     O zaman yine bana gelir miydin?

   

        Kurumuş bir pınar olaydım

     Yaban ellerde diken olaydım

     Kanadı kırık bir kuş olaydım

     O zaman yine bana gelir miydin?
                                        Şenol DEMİR
                                       Nevşehir 2008
          

                           

 

 Sevgili Dostlar sizce aşağıdaki şiiri kim yazmış olabilir
Ne ötersin bülbülüm bağda bahçede
Gözüm yok altın ile akçende,
Benim aynamı görmüşler senin bohçada,

Ver güzel aynamı ben gider oldum

Daha da kokluyom verdiğin gülü,
Başkalarının  evinde duyduğum lafı,

Duydurman ellere bana zor gelir.


Abdi’nin başı da depe bayırdır              
Yaz gelince dağlar başı çayırdır               

Dünür saldım zalim baban vermezse,  
Ağlamaya kara gözler
kayıldır        



Ey Türk Gençligi

29 Ekim 1923’te kuruldu cumhuriyet.
O’dur bize yenilikler getiren hürriyet.
Her alanda degisti bir bir cemiyet.
Cumhuriyettir Hak’ka en büyük teslimiyet.

Zulüm ve haksizlikla halka edilen eziyet.
Yetimlik ve yoksulluk sana verilen ehemmiyet.
Reva midir sana cehalet, nerede medeniyet?
Unutulur mu geçmis, unutulur mu Ata mirasi cumhuriyet?

Unutma, gaflet, dalalet ve hatta hiyaneti.
Birakma, fakr u zaruret içinde su milleti.
Döndürme, harabe ve viraneye bu cenneti.
Senindir senin, cumhuriyeti müdafaa mecburiyeti.

Basimizin üstünde parlayan devrimler nerede?
Memleketi isleten, babalar, analar nerede?
Cehaleti gideren, medeniyet getiren cumhuriyet nerede?
Hak ve adalete tapan millet nerede?

Türk Tarihi tükendi, bitti mi diyeceksin bu yerlerde?
Aydinligi karartip, yildizim söndü mü diyeceksin âlemlere?
Diline, eline zincir mi vuracaksin demokrasilerde?
Dur, varliginin yegâne temeli, cumhuriyeti atma kedere.

Ögretmenimiz, askerimiz… gözden irak bugünlerde?
Kim bilir hangi bela, hangi dert var üzerlerinde.
Bilirsin, kimi de islerinde, güçlerinde.
Tek kuvvet, oy vermek mi kaldi senin ellerinde?

Küçümseme oyunu, o, sana göklerden verilen bir hediye.
Ne büyük hikmettir öyle o, gerek kalmaz ölmeye, öldürmeye.
Yükselt adaleti tutani, kurtar mazlumu, evladini.
Dogdugu toprakta yükselt, zafer olsun zafer mükâfati.

Bir nurlu nazar bakiyor sana.
Semadan hilal, yıldız gülümsüyor sana.
Karanlik engel mi olur artik sana?
Saril, sükret nurlu nazara, yaratana. 

        Abdullah Bedeloglu
 sümer i.ö.o sınıf öğretmeni ve siyasal bilimci:yazar, şair
 


             
BİR GARİP ABDİ

 

Bir zamanlar her yerin dolar taşardı

Sokakta insanlar gürül, gürül konuşurdu

Her yerde koyun kuzu melerdi

Şimdi ıssız mı kaldın ey garip Abdi.

 

Biçerler gelir ovalarında ekin biçerdi

Nerelere baksan insanlar gezerdi

Dört beş sürüyle koyunlar giderdi

Şimdi ıssız mı kaldın ey garip Abdi.

 

Diyardan diyara insanlar gelirdi

Gelince Abdi de misafir edilirdi

Kim olursa olsun başköşeye oturtulurdu

Şimdi ıssız mı kaldın ey garip Abdi.

 

Yaz gelir çayır çimen yeşerirdi

Gürül, gürül çalı banman hiç durmaz akardı

Bu diyarlar sana gönül verirdi

Şimdi ıssız mı kaldın ey garip Abdi.

                                              ŞENOL DEMİR

                                             NEVŞEHİR 2008

       
      
          
               KABE
 
Canım kurban olsun senin yapına
Ağlayı ağlayı geldim kapına
Elimi sürdüm cümle kapına
Beni boş gönderme Cenabı ALLAH

Akıl ermez  Allah'ımın işine
Ömrümü geçirmişim boşu boşuna
Ne ekmek yeter ne su kişi başına
Doyuran sensin cenabı ALLAH

Mescidi Haramı izinsiz kimse yapamaz
Burayı gören kötü yola sapamaz
Yiyip içmesine haram katamaz
Kerametin büyük cenabı ALLAH

Kabe'yi dolandım tam yedi defa
Niye geç kaldın hey akılsız kafa
Dünyadan almadım bir türlü vefa
Mahşerde yardımcım ol cenabı ALLAH

Sefa ile Merve arasına gidipte geldim
Haceri Esvedin yolunu buldum
Orada ağladım göz yaşım sildim 
Mahşerde yardım et cenabı ALLAH

Hazreti İbrahim Kabe'nin temelini atmış 
Hacer anamız zemzemin önünü kumla kapatmış
Tadına doyulmaz bir kuyu yapmış
Tadını veren sensin cenabı ALLAH

Mescidi Haramsın  95 kapın var 
Baktıkça güzelleşen güzel yapın var
Namaz kılanına kat kat afın var
Benide af eyle cenabı ALLAH

      Yaşar ŞAFAK                
          25 KASIM 2009
                 Hac

ZİYA YILDIRIM'ın gençliğinde çektikleri ve hastalıkları dolayısıyla yazdığı şiir
 
Ağrılarım çifte çalar halayı 
Bana yaramadı yıldız sarayı
Derler insan bakır,doktor kalayı
Doktordan derdime çare olmadı
Aman dedim koca tanrım duymadı.
 
Oturunca kalkamıyorum yerimden
Sağa sola dönemiyorum belimden
Sağlığımı soruyosun kardeşim
Vizite defteri düşmez elimden.
 
Arkama verdiler bir beyaz gömlek
Dağılmış dertlerim vurulmaz kaynak
Sen bana ne diyorsun validem
Aklım yerinde ama elimde deynek.
 
Rüyam da Şeref ile sarıldım
Ey vah anam Güldanem den ayrıldım
Uyandım ki hastanenin içinde
Beni yaradan tanrıya darıldım.
 
Hastanenin önünde dövüyor deniz
Şerefim tomurcuk Güldanem nergiz
Dayanamam gideceğim kuzuma
Geçit vermiyor önümde deniz.

Hastanenin önü selvili söğüt
Amcamın kızı istemez öğüt
Ölüm benim civarımda dolaşır
Ümidini kesde Şerefi büyüt.
 
Doktor filmimi aldı eline
Ne gelirse söyledi diline
Dedi; çürük bunu salın evine
Düştüm yoluma ağlaya ağlaya.

Hastanelere vurdum başımı
Gayet cahil koydum geldim eşimi
Geriden görecek gardaş değilim
Bacım Saniye çeksin yasımı.

Koca anam katığımı ayırdı
Daban kata yakacağım kayıldı
Ayrılığın kaygısını çekerken
Benim yolum ebediye ayrıldı.

Haydar Paşadan ettim hareket
Sağımda çantam, solumda paket
Sen bana ne diyorsun validem
Beş kardeş uğruna ayrıldım zekat.
 
Şerefim vardı geniş kabaklı
Güldanem kaldı halka gelekli
İhtiyar ebesi güder oğlumu
Hacımmet emmisi bekler yolunu.

Şerefim küçükte yeni emekler
Salif emmisi cilis kökten sünnetler
Şükrü emmin nefsin gayırır
Eyvah çiftelerim arada kalır.
Şerefim de uşakların benlisi
Emaneti sana Nail emmisi.
 

 

 

 

.




ABDİ KÖYÜ VİDEOLARI(2016)
Bugüne Kadar 169468 ziyaretçi (426167 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=